Aldattıktan sonra suçluluk duymak, ilişkiyi kendiliğinden onarmaz. Bazen kişiyi partnerine yaklaştırır, bazen de utanca kapatıp uzaklaştırır. Bu yazıda bu farkın nereden geldiğini ve suçluluğun nasıl onarıma dönüşebileceğini anlatıyorum.
Aldatan kişi neden suçluluk duyar?
Suçluluk, kişinin kendi değerleriyle yaptığı davranış arasındaki çelişkiyi fark ettiğinde ortaya çıkan ahlaki bir duygudur. Aldatan kişide suçluluk, sevdiği birine zarar verdiğini ve verdiği sözü çiğnediğini görmesiyle başlar. Suçluluğun varlığı tek başına iyi ya da kötü bir işaret değildir; belirleyici olan, kişiyi onarıma mı yoksa saklanmaya mı yönelttiğidir.
Aldatma iki ayrı dönemde yaşanır: ilişkinin gizli sürdüğü dönem ve ortaya çıktığı dönem. Gizli dönemde suçluluk bölünerek idare edilir. Kişi evdeki hayatı ve diğer ilişkiyi zihninde ayrı bölmelerde tutar; bir bölmedeyken diğerini düşünmemeyi öğrenir. Bölmeler ne kadar sağlam olursa suçluluk o kadar az hissedilir. Bu yüzden suçluluk, ilişki ortaya çıkana kadar belirgin biçimde hissedilmeyebilir.
Ortaya çıkış anı bölmeleri yıkar. Kişi artık davranışına kendi gözünden değil, partnerinin gözünden bakmak zorunda kalır: onun yüzündeki ifadeye, sorduğu sorulara, geri dönüp yeniden okuduğu mesajlara. Suçluluğun asıl yükü bu bakışla birlikte gelir.
Bu noktadan sonra kişinin önünde iki yol vardır. Birinde suçluluk, verilen zararı anlamaya ve onarmaya yönelir. Diğerinde suçluluk dayanılmaz hale gelir ve kişi ondan kurtulmak için savunmaya, inkâra ya da kendini cezalandırmaya sığınır. İki yol arasındaki farkı anlamak için psikolojinin ve psikanalizin suçluluk üzerine kurduğu birkaç kavrama ihtiyaç var.
Suçluluk ile utanç arasındaki fark nedir?
Suçluluk davranışa odaklanır: "Kötü bir şey yaptım." Utanç ise benliğe odaklanır: "Ben kötü biriyim." Psikologlar June Tangney ve Ronda Dearing'in çalışmalarında suçluluk empati ve onarım çabasıyla, utanç ise saklanma, inkâr ve öfkeyle ilişkili bulunmuştur. Aldatma sonrasında hangi duygunun baskın olduğu, sürecin yönünü büyük ölçüde belirler.
Ayrım ince görünür ama sonuçları çok farklıdır. Suçluluk duyan kişi "yaptığım şey" ile "ben" arasında bir mesafe tutabilir. Bu mesafe sayesinde davranışına bakabilir, onu inceleyebilir, sorumluluğunu alabilir. Utanç bu mesafeyi ortadan kaldırır. Davranış kişinin tamamı haline gelir ve davranışa bakmak, kendine bakmak kadar acı verir. İnsan kendine bu kadar acı veren bir şeye uzun süre bakamaz.
Aldatma sonrasında utancın yönettiği tepkiler tanıdıktır. Konu her açıldığında kişi savunmaya geçer, "Bunu daha ne kadar konuşacağız?" diye sorar, partnerinin ilişkideki eksiklerini sıralamaya başlar. Ya da tam tersine kendini yerden yere vurur, "Ben berbat bir insanım" der ve aldatılan partner kendini, aldatan kişiyi teselli ederken bulur. İki tepkinin ortak noktası, aldatılan kişinin acısının odadan çıkmasıdır. Savunma da kendini yerden yere vurma da aynı işi görür: bakılması gereken şeyin, yani partnerin yaşadığı acının, üzerini örter.
Suçluluğun yönettiği tepki daha sessizdir. Kişi soruları cevaplar, öfkeyi dinler, açıklama ile mazeret arasındaki farkı korur. Kendini yerden yere vurmaz ama yaptığını küçültmez de. Utancın tamamen ortadan kalkması beklenmez; aldatma gibi bir davranışın ardından utanç da doğaldır. Mesele utancın direksiyona geçmemesidir.
Her suçluluk onarıma götürür mü?
Her suçluluk onarıma götürmez. Arjantinli psikanalist León Grinberg iki tür suçluluk tanımlar: kişinin kendi acısına ve cezalandırılma korkusuna odaklanan zulmedici (persekütif) suçluluk ve zarar verilen kişiye yönelen depresif suçluluk. Onarıma götüren ikincisidir. Zulmedici suçluluk kişiyi kendi sıkıntısıyla meşgul eder ve partnerin yaşadığı acıyı geri plana iter.
Grinberg bu ayrımı Melanie Klein'ın kavramları üzerine kurar. Klein'a göre insan, sevdiği birine zarar verdiğini fark ettiğinde iki farklı kaygıyla karşılaşabilir. Birincisi kendi güvenliğine dair kaygıdır: "Bana ne olacak, cezalandırılacak mıyım, nasıl biri olarak görüleceğim?" İkincisi zarar verilen kişiye dair kaygıdır: "Ona ne oldu, ne hissediyor, verdiğim zarar nasıl onarılabilir?" Klein ikinci kaygının duygusal olgunluğa işaret ettiğini ve onarım isteğini doğurduğunu söyler.
Aldatma sonrasında iki suçluluğu dilden ayırt etmek mümkündür. Zulmedici suçluluk şöyle konuşur: "Kendimi asla affetmeyeceğim", "Nasıl bu hale geldim?", "Ben bunu hak etmiyorum, beni bırakmalısın." Cümlelerin öznesi kişinin kendisidir. Depresif suçluluk ise şöyle konuşur: "Sana bunu yaşattım", "O gece ne hissettiğini anlamak istiyorum", "Sorularını cevaplamaya hazırım." Cümlelerin öznesi zarar görmüş olan kişidir.
Bu ayrımın pratik bir sonucu var. Suçluluğun yoğunluğu, pişmanlığın niteliği hakkında tek başına bilgi vermez. Çok yoğun bir suçluluk tamamen kişinin kendi etrafında dönüyor olabilir; daha sakin görünen bir suçluluk ise partnerin acısına daha fazla yer açıyor olabilir. Bu yüzden suçluluğun yoğunluğunu pişmanlığın kanıtı olarak görmüyorum. Suçluluğun miktarı değil, yönü önemlidir.
Aldatan kişi neden bazen hiç suçluluk duymaz?
Suçluluğun yokluğu her zaman vicdanın yokluğu anlamına gelmez; bazen savunmaların başarıyla çalıştığını gösterir. Kişi "ilişki zaten bitmişti", "kimse zarar görmedi", "o da beni ihmal etti" gibi cümlelerle davranışını kendi gözünde aklar. Sosyologlar Gresham Sykes ve David Matza 1957'de bu tür cümlelere nötrleştirme teknikleri adını vermiştir.
Sykes ve Matza bu kavramı, suça karışan gençlerin davranışlarını kendilerine nasıl açıkladığını anlamak için geliştirdi. Kavram, aldatma sonrasında kurulan cümleleri anlamak için de kullanışlıdır; beş tekniğin beşi de bu alanda karşılık bulur. Sorumluluğu reddetmek: "Kendimi kaybettim, nasıl olduğunu anlamadım." Zararı reddetmek: "Bilmediği sürece kimse incinmiyordu." Mağduru reddetmek: "Beni yıllardır görmüyordu, bunu kendisi hazırladı." Kınayanları kınamak: "Herkes yapıyor, bana ahlak dersi verme." Daha yüksek bir bağlılığa başvurmak: "Kendi mutluluğumu da düşünmek zorundaydım."
Bu cümlelerin her biri suçluluğu henüz doğmadan söndürür. Suçluluk bu yüzden gecikmeli gelebilir: ilişki ortaya çıktığında, aklayıcı cümleler partnerin acısı karşısında tutunamaz hale geldiğinde.
Durumu karmaşıklaştıran bir şey daha var. Psikoterapist Esther Perel, aldatmanın her zaman kötü giden bir ilişkinin belirtisi olmadığını, bazen kişinin kaybettiğini düşündüğü bir yanını arama girişimi olduğunu söyler. Böyle durumlarda kişi aynı anda iki şey hissedebilir: partnerine zarar verdiği için suçluluk ve biten ilişkinin kendisine hissettirdiği canlılık için yas. Bu yas dile getirilemediği için gizli kalır ve suçluluğu bulanıklaştırır. Kişi "pişmanım" demekte zorlanır, çünkü pişman olduğu şeyle özlediği şey iç içe geçmiştir. Bu durumu adlandırmak aldatmayı aklamak değildir; ama adlandırılmadıkça suçluluk da netleşmez.
Bağlanma stili suçluluğun yaşanma biçimini nasıl etkiler?
Bağlanma stili, suçluluğun partnere nasıl yansıdığını büyük ölçüde etkiler. Kaygılı bağlanan kişi suçlulukla birlikte terk edilme korkusu yaşar ve hızlı bir affedilmeyi zorlayabilir. Kaçıngan bağlanan kişi duyguyu bastırır, konuyu kapatmak ister ve mesafe alır. Güvenli bağlanan kişi ise partnerinin öfkesine kaçmadan ve çökmeden eşlik edebilir.
Yetişkin bağlanması üzerine çalışan Mario Mikulincer ve Phillip Shaver, güvensiz bağlanmanın iki temel stratejisini tarif eder. Kaygılı bağlanmada sistem aşırı çalışır (hiperaktivasyon): tehdit algılandığında kişi yakınlığı artırmaya, güvence almaya, ilişkiyi hemen onarmaya çalışır. Kaçıngan bağlanmada sistem kısılır (deaktivasyon): tehdit algılandığında kişi duyguyu bastırır, bağımsızlığına sığınır, ihtiyacını yok sayar.
Aldatma ortaya çıktığında bu iki strateji suçluluğu farklı biçimlere sokar. Kaygılı bağlanan kişi için en dayanılmaz olan, partnerinin uzaklaşmasıdır. Suçluluğu hızla özür yağmuruna dönüşür: sürekli mesaj atar, defalarca özür diler, partnerinin kendisini affettiğine dair işaret arar. Bu ısrar dışarıdan pişmanlık gibi görünür ama aldatılan kişiye ihtiyaç duyduğu zamanı ve mesafeyi tanımaz. Affedilme aceleciliği, çoğu zaman kişinin kendi kaygısını yatıştırma ihtiyacıdır.
Kaçıngan bağlanan kişi için en dayanılmaz olan, duygusal yoğunluğun kendisidir. Suçluluğu sessizliğe dönüşür. "Özür diledim, artık geride bırakalım" der; konu açıldığında odadan çıkar ya da işe gömülür. Bu tepki partnere umursamazlık olarak görünür ve aldatılan kişinin yarasını derinleştirir. Oysa kaçıngan kişi için duyguya yaklaşmak, kendini tehlikeye atmak gibi hissettirir.
Bağlanma stili yalnızca suçluluğu değil, aldatmaya giden yolu da etkileyebilir. Psikolog Nathan DeWall ve arkadaşlarının 2011'de yayımlanan çalışmasında kaçıngan bağlanma, alternatif partnerlere duyulan ilginin artmasıyla ilişkili bulunmuştur. Kaygılı bağlanmada ise aldatma, ilişkide görülmeme ve onaylanmama duygusuna verilen bir cevap olarak ortaya çıkabilir.
Bu çerçevenin bir uyarısı da var. Bağlanma stilleri kişiyi bir kutuya yerleştiren etiketler değil, belirli koşullarda devreye giren stratejilerdir. Aynı kişi bir ilişkide kaygılı, başka bir ilişkide kaçıngan örüntüler gösterebilir. Önemli olan etiket değil, kişinin suçlulukla karşılaştığında hangi stratejiye sığındığını görebilmesidir. Bu bakış bağlanma stillerine dinamik bakış yazısında ayrıntılı olarak ele alındı.
Suçluluk aldatma sonrası onarımda nasıl bir rol oynar?
Suçluluk onarımın başlangıç noktasıdır ama tek başına yeterli değildir. Psikolog John Gottman'ın aldatma sonrası onarım modelinde ilk aşama kefarettir: aldatan taraf sorulara açık cevap verir, savunmaya geçmeden partnerinin öfkesini dinler ve şeffaflığı sürdürür. Suçluluk bu aşamayı taşıyabildiği ölçüde işe yarar; kişiyi çökertiyorsa onarımı geciktirir.
Gottman modeli üç aşamada kurar: kefaret, uyumlanma ve yeniden bağlanma. Kefaret aşamasında yük büyük ölçüde aldatan taraftadır. Uyumlanma aşamasında çift, aldatmadan önce ilişkide görülmeyen ihtiyaçları ve kaçınılan konuşmaları ele alır. Yeniden bağlanma aşamasında yakınlık, cinsellik de dahil olmak üzere yeniden kurulur. Sıra önemlidir: ilişkinin eksikleri kefaret aşaması tamamlanmadan konuşulmaya başlanırsa, aldatılan kişi bunu bir suçlama olarak duyar.
Douglas Snyder, Donald Baucom ve Kristina Coop Gordon'un affetme temelli modeli de benzer bir sıralama önerir. Bu modelde ilk aşama darbenin ele alınması, ikinci aşama anlamın aranmasıdır: aldatmanın nasıl mümkün olduğu, hangi koşulların, kararların ve kaçınmaların yolu açtığı anlaşılmaya çalışılır. Utancın engelleyici rolü burada belirginleşir. Utanç içindeki kişi "neden" sorusuna yaklaşamaz, çünkü her açıklama ona bir mazeret gibi gelir ya da partnerinin gözünde öyle görüneceğinden korkar. Oysa açıklama ile mazeret aynı şey değildir. Mazeret sorumluluğu başka yere taşır; açıklama ise sorumluluğu yerinde bırakarak davranışın nasıl ortaya çıktığını gösterir.
Çift terapisi bu aşamaları sıraya koyan bir çerçeve sunar. Terapistin işi, aldatılan kişinin öfkesinin dinlenmesini sağlarken aldatan kişinin suçluluğu utanca çökmeden taşıyabilmesine yardım etmektir. İki görev aynı odada, aynı anda yürür. Çiftlerde öfkenin altındaki bağlanma yarasının nasıl çalışıldığı duygu odaklı çift terapisi yazısında anlatıldı.
Aldatan kişinin "neden" sorusunu anlaması neden gerekir?
"Neden" sorusu cevapsız kaldığında aldatılan taraf güveni yeniden kuracak bir zemin bulamaz, aldatan taraf da aynı örüntüyü tekrar etme riski taşır. Psikolog Shirley Glass aldatmaya giden yolu bir anda verilen bir karar olarak değil, ilişkideki duvarların ve pencerelerin adım adım yer değiştirmesi olarak tanımlar.
Glass, 2003'te yayımlanan Not "Just Friends" kitabında bağlı bir ilişkiyi şöyle tarif eder: Çiftin arasında bir pencere, dış dünyayla aralarında ise bir duvar bulunur. Çift birbirine açıktır; dışarıdaki kişilerle paylaşılan yakınlığın bir sınırı vardır. Aldatmaya giden süreçte bu düzen ters döner. Kişi ilişkisindeki sorunları, hayal kırıklıklarını, kimseye anlatmadığı şeyleri üçüncü bir kişiyle konuşmaya başlar. Diğer kişiye bir pencere açılırken partnerle arasında bir duvar yükselir. Glass bu değişimin çoğu zaman bir arkadaşlık olarak başladığını ve kişinin kendisinin de fark etmediği küçük adımlarla ilerlediğini vurgular.
Bu çerçeve suçluluk açısından önemli bir şey söyler. Kişi yalnızca son adımdan, yani fiziksel ya da açık bir ilişkiden suçluluk duyabilir. Oysa onarım için asıl incelenmesi gereken, duvarın ve pencerenin yer değiştirdiği o uzun aradır. "Eşime anlatmadığım şeyleri ona anlatmaya ne zaman başladım?", "Hangi konuşmayı evde yapmak yerine dışarıda yaptım?", "Hangi anı kendime bile söylemedim?" Bu sorular kişiyi cezalandırmak için değil, aynı yolun bir daha nasıl açılabileceğini görmek için sorulur.
"Neden" sorusunun cevabı tek bir şey değildir. İlişkideki ihmal, kişinin kendi değersizlik duygusu, fırsat, sınır koymakta zorlanma, bir kriz dönemi ya da Perel'in tarif ettiği türden bir kendini yeniden bulma arayışı bir arada bulunabilir. Bu karmaşıklık sorumluluğu azaltmaz. İlişkideki sorunlar aldatmanın zeminini hazırlamış olabilir; aldatma kararı ise yine de kişinin kendi kararıdır.
Aldatan kişi bireysel terapiye ne zaman başvurmalı?
Suçluluk ya da utanç kişinin uykusunu, işini ve günlük işlevselliğini bozuyorsa, ilişkinin devam edip etmeyeceği konusunda kararsızlık sürüyorsa ya da aynı örüntü daha önce de tekrarlandıysa bireysel terapi önemli bir alan açar. Bireysel görüşme, aldatılan partnere yük olmadan "neden" sorusunun, utancın ve gizli kalan yasın çalışılabildiği yerdir.
Çift terapisi aldatılan kişinin acısını merkeze alır ve bu doğrudur. Ama aldatan kişinin bazı duyguları o odada güvenle konuşulamaz: biten ilişkinin yası, partnerine karşı yıllardır biriken ve söylenmemiş kırgınlıklar, ilişkinin devam etmesini isteyip istemediğine dair kararsızlık. Bu duyguların çift seansında dile getirilmesi aldatılan kişiyi yeniden yaralayabilir; hiç dile getirilmemeleri ise onarımı içten içe zayıflatır.
Aldatma sonrası onarımda gözden kaçabilen bir kural vardır: aldatılan kişi, aldatan kişinin suçluluğunu teselli etmekle görevli değildir. Kendini affetmeye çalışan kişinin bu affı partnerinden beklemesi, aldatılan kişiye ikinci bir yük bindirir. Suçluluğun yükü kişinin kendi iç dünyasında taşınmalıdır ve bireysel terapi tam da bunun için bir yerdir.
Bireysel terapi ile çift terapisi birbirinin alternatifi değildir; gerektiğinde birlikte ya da sırayla yürütülebilir. Aldatma sonrası çift çalışmasının işleyebilmesi için aldatma ilişkisinin bitmiş olması gerekir. İlişki sürerken yapılan çift çalışması, aldatılan kişiyi bilmediği bir denklemin içinde tutar. Çift sürecinde bireysel görüşmeler de yapılacaksa, bu görüşmelerde paylaşılan bilgilerin nasıl ele alınacağı en baştan konuşulmalıdır.
Çanakkale'deki görüşmelerimde bireysel seanslar 50, çift seansları 90 dakika sürer. Görüşmeler yüz yüze ya da WhatsApp görüntülü olarak online yapılabilir.
Aldatma sonrası suçluluk zamanla geçer mi?
Aldatma sonrası suçluluk, onarım yapıldıkça yoğunluğunu kaybeder ve yerini sorumluluğa bırakır. Suçluluğun işlevi cezalandırmak değil, verilen zararı görünür kılmak ve onarıma yöneltmektir. Yıllarca azalmadan süren suçluluk ise genellikle onarılmamış bir utancın, söylenmemiş bir yasın ya da hâlâ verilmemiş bir kararın işaretidir.
Bu noktada kendini affetme kavramı devreye girer. Psikologlar Julie Hall ve Frank Fincham 2005'te kendini affetmeyi, affetme araştırmalarının uzun süre ihmal edilen bir alanı olarak tanımlamıştır. Bu alandaki çalışmalar gerçek kendini affetme ile sahte kendini affetmeyi birbirinden ayırır. Sahte kendini affetmede kişi sorumluluğu bırakarak rahatlar: "Olan oldu, kendimi daha fazla yıpratmayacağım." Gerçek kendini affetmede ise kişi sorumluluğu alır, zararı kabul eder, onarım için gerekeni yapar ve ancak ondan sonra kendini cezalandırmayı bırakır.
Kendini affetmek, sorumluluğu bırakmak değil, sorumluluğu alarak cezayı bırakmaktır. Bu ayrım ilişki devam etse de bitse de geçerlidir. İlişki bitmiş olabilir, partner affetmemiş olabilir; kişi yine de yaptığının sorumluluğunu taşıyarak hayatına devam etmeyi öğrenebilir.
Suçlulukla boğuşuyorsanız kendinize sorabileceğiniz soru şudur: Bu suçluluğu anlatırken kurduğum cümlelerin öznesi kim? "Ben ne hale geldim" mi, yoksa "Sana ne yaşattım" mı? Cevap, suçluluğun hangi yöne aktığını ve onarımın nereden başlayabileceğini gösterir.
Bilgilendirme notu: Bu sitede yer alan içerikler yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır. Yazılarda kullanılan bazı kişi, olay ve vaka örnekleri eğitim ve açıklama amacıyla kurgulanmış veya birden fazla gerçek deneyimin anonimleştirilmiş ve değiştirilmiş birleşimlerinden oluşturulmuştur. Herhangi bir kişiyle veya olayla birebir benzerlik tesadüfidir. İçerikler psikolojik değerlendirme, tanı veya tedavi yerine geçmez.
Bu yazıda yer alan vaka örneği, konunun daha anlaşılır şekilde açıklanabilmesi amacıyla oluşturulmuş kurgusal bir senaryodur.
Profesyonel destek almak ister misiniz?
Randevu talebi veya merak ettikleriniz için benimle iletişime geçebilirsiniz.