Anksiyete·10 dk okuma

Sosyal Anksiyete ve BDT: Bir Vaka Üzerinden Yansımalar

Toplantılarda ses çıkarmaktan çekinen bir mühendis vakası üzerinden sosyal anksiyete bozukluğunun BDT ile tedavisini inceliyoruz.

NG

Necdet Gülnar

Psikolog · Çanakkale

Klinik Psikolog Necdet Gülnar — Sosyal Anksiyete ve BDT: Bir Vaka Üzerinden Yansımalar

Sosyal anksiyete bozukluğu, bireyin sosyal ya da performans gerektiren durumlarda başkaları tarafından olumsuz değerlendirileceğine dair yoğun ve kalıcı bir korku olarak tanımlanır. Bu korku yalnızca "utangaçlık" ya da "içe dönüklük" değildir; günlük işlevselliği belirgin biçimde kısıtlayan, kaçınma davranışlarıyla pekişen ve zamanla bireyin yaşam alanını daraltıp çökerten bir tablo.

Çanakkale'deki muayenehaneme başvuran danışanlar arasında sosyal anksiyete bozukluğu sıklıkla karşılaştığım bir tablo. Bu yazıda, iş toplantılarında söz almaktan çekinen bir mühendis vakasının BDT sürecini aktaracağım.

Vaka Tanımı

Mert, 34 yaşında bir inşaat mühendisiydi. Başvuru şikayeti ilk bakışta basit görünüyordu: "Toplantılarda söz alamıyorum. Fikrim var ama ağzımdan çıkmıyor." Ancak anamnez derinleştikçe tablo çok daha geniş bir alana yayıldı.

Beş yıldır bir müteahhitlik firmasında çalışan Mert, mesleki açıdan son derece yetkin biri olarak tanımlanıyordu. Teknik bilgisi sağlamdı, projeleri başarıyla tamamlıyordu. Ama her büyük toplantı öncesinde saatler öncesinden başlayan fiziksel belirtiler yaşıyordu: uyku bozukluğu, mide bulantısı, kalp çarpıntısı.

"Toplantıda bir şey söylesem kekeleyeceğimi ya da aptalca bir şey söyleyeceğimi düşünüyorum," dedi. "Ve herkesin benim hakkımda ne düşüneceğini hayal etmek bile dayanılmaz."

Sosyal Anksiyetenin Özgün Yapısı

Sosyal anksiyete bozukluğunun bilişsel modeli (Clark ve Wells, 1995) şu döngüyü tarif eder: birey sosyal duruma girdiğinde kendisini "tehlike altında" hisseder; tehdit algısı dikkati içe çevirir; kişi performansını izlemeye, bedensel belirtilerini gözlemlemeye başlar; bu öz-odaklı dikkat hem anksiyeteyi artırır hem de performansı gerçekten bozar; bozulan performans "işte böyle rezil oluyorum" inancını doğrulamış gibi görünür.

Mert'in anlattıkları bu modeli adım adım izliyordu. Toplantıda söz alma anını düşündüğünde dikkati hemencecik kendi sesine, yüzüne, ellerine kaymaya başlıyordu. "Sesim titriyor mu? Yüzüm kızardı mı? Herkes bana bakıyor mu?" Bu sorular anksiyeteyi daha da artırıyordu.

Değerlendirme

Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği (LSAS) uygulandı; skor 82, yani şiddetli düzey. Kaçınma ve korku alt ölçeklerinin her ikisinde de belirgin yükseklik mevcuttu.

Kaçınan durumların listesi hazırlandığında tablo bütünsel bir tablo ortaya çıkardı: şirketteki büyük toplantılar, müşteri sunumları, yabancılarla sosyal buluşmalar, kamusal alanda telefon konuşmaları. Mert son altı ayda üç farklı iş fırsatını geri çevirmişti; hepsinin ortak noktası daha fazla sunum ve toplantı gerektirmesiydi.

Güvenlik davranışları da önemliydi: toplantı öncesinde söyleyeceği cümleleri not defterine yazma, mümkün olan en kısa cümleleri kullanma, toplantılarda masanın kenarında oturarak gözden uzak durmaya çalışma. Bu davranışlar kısa vadede rahatlama sağlıyor ama anksiyetenin doğrulanmasını engelliyor ve dolayısıyla uzun vadede bozukluğu sürdürüyor.

BDT Protokolü: Üç Bileşen

Mert ile üç bileşenli bir BDT protokolü uyguladık.

**Birinci bileşen: psikoeğitim ve bilişsel yeniden yapılandırma.** Sosyal anksiyetenin bilişsel modelini Mert'e açıkladık. Öz-odaklı dikkatin nasıl çalıştığını, güvenlik davranışlarının nasıl bozukluğu sürdürdüğünü ve olumsuz değerlendirme korkusunun ne kadar gerçekçi olduğunu sorgulamaya başladık.

"İnsanlar toplantıda senin performansını ne kadar dikkatle izliyor?" diye sordum. Mert düşündü. "Aslında herkes kendi işiyle meşgul," dedi, biraz şaşırmış bir ifadeyle.

**İkinci bileşen: dikkat eğitimi.** Öz-odaklı dikkati dışa yöneltmek için "dikkat eğitimi tekniği" (Wells, 1990) uyguladık. Mert, toplantıda konuşurken dikkatini kendi sesine ya da bedenine değil; karşıdaki kişinin tepkilerine ve konuşmanın içeriğine yöneltmeye çalıştı. Başlangıçta zor olan bu egzersiz, pratikle belirgin biçimde kolaylaştı.

**Üçüncü bileşen: davranışsal deneyler ve maruz bırakma.** Güvenlik davranışlarını bırakarak sosyal durumlarla yüzleşme egzersizleri planladık.

Davranışsal Deneyler: Güvenlik Davranışlarını Bırakmak

Mert'in ilk davranışsal deneyi, küçük bir toplantıda notlara bakmadan bir dakika boyunca konuşmaktı. Öncesinde tahmin: "Herkes benim beceriksiz olduğumu anlayacak ve hayal kırıklığı yaşayacak."

Deneyden sonra: "Kimse özel bir tepki vermedi. Biri başka bir konuyla ilgili soru sordu. Devam etti toplantı."

Bu uyumsuzluk kritikti. Felaketleştirilen sonuç gerçekleşmemişti; ama daha önemlisi, Mert'in bunu bizzat görmesi gerekiyordu.

Takip eden haftalarda davranışsal deneyler zorlaşarak sürdü: müşteri toplantısında söz alma, şirket genelini kapsayan bir sunumda iki dakika konuşma, öğle yemeğinde tanımadığı bir meslektaşıyla sohbet başlatma.

Çanakkale'de Sosyal Baskı ve Performans Kültürü

Mert'in yaşadığı sosyal anksiyetenin bir boyutu da Çanakkale'nin küçük topluluk dinamiklerine özgüydü. "Herkes birbirini tanıyor burada," dedi birkaç kez. "Bir toplantıda rezil olsam, o gün ertesi gün bütün sektörde duyulur."

Bu kaygı tamamen temelsiz değildi; küçük şehirlerde sosyal ağlar gerçekten daha sıkı örülüdür. Ama bu gerçeklik, sosyal anksiyetenin bilişsel bileşimini daha da güçlendiriyordu. Algılanan tehdidin büyüklüğü, gerçek riske oranla çok daha yüksekti.

Burada çalışma şu soruyu sormaktı: "En kötü senaryo gerçekleşseydi ne olurdu?" Mert düşündü. "Birileri 'Mert bugün çok iyi konuşamadı' derdi." Sonra bir duraksamayla ekledi: "Ama aslında geçen yılın en başarılı projesini yönettim. Bir konuşma her şeyi silmez."

Bu sorgulama, abartılı tehdit değerlendirmesini kırmak için kritik bir adımdı.

Bilişsel Bileşen: Kendisi Hakkında Önyargılı Bir Tanık

Sosyal anksiyete bozukluğunda kişi, kendisini değerlendirirken son derece katı ve yanlı bir bakış açısına sahip oluyor. Başarısız olduğu düşünülen sosyal durumları belirginleştiriyor; başarılı olanları "zaten tesadüftü" ya da "fark edilmedi" diye reddediyor.

Mert ile "adil tanık" egzersizi yaptık: kendini değerlendirirken yakın bir arkadaşını değerlendirirken kullandığı standartları uygulamaya çalıştı. "Arkadaşım aynı toplantıda biraz tökezlese ne düşünürdüm?" diye sordum. "Hiçbir şey," dedi. "Herkesin köklü günleri olur."

Bu çerçeve, öz-eleştirinin katı ve asimetrik yapısını gözler önüne serdi.

Klinik Sonuçlar

On seans sonunda LSAS skoru 82'den 51'e düştü. Mert, şirketinin aylık büyük koordinasyon toplantısında sunum yaptı. Önceden hazırladığı ancak notlara bakmadan anlattığı bu sunum, performans anksiyetesinin ne kadar yönetilebilir hale geldiğini gösteriyordu.

"Yüzüm kızardı yine," dedi sonrasında. "Ama kim umursar?" Bu cümle, Mert'in en büyük klinik dönüşümünü özetliyordu: anksiyetenin sıfıra inmesi değil; anksiyetenin varlığında bile hareket edebilmek.

Sonuç

Sosyal anksiyete bozukluğu tedavisinde hedef, kişiyi tamamen belirtisiz hale getirmek değil; sosyal durumlara karşın harekete geçebilme kapasitesini inşa etmek. Mert'in süreci bu hedefi hem teorik hem de pratik düzeyde somutlaştırdı.

BDT'nin güçlü yanlarından biri de bu: anksiyetenin ortadan kalkmasını beklemeden, anksiyetenin içinde çalışmayı öğretmek.

Bilgilendirme notu: Bu sitede yer alan içerikler yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır. Yazılarda kullanılan bazı kişi, olay ve vaka örnekleri eğitim ve açıklama amacıyla kurgulanmış veya birden fazla gerçek deneyimin anonimleştirilmiş ve değiştirilmiş birleşimlerinden oluşturulmuştur. Herhangi bir kişiyle veya olayla birebir benzerlik tesadüfidir. İçerikler psikolojik değerlendirme, tanı veya tedavi yerine geçmez.

Bu yazıda yer alan vaka örneği, konunun daha anlaşılır şekilde açıklanabilmesi amacıyla oluşturulmuş kurgusal bir senaryodur.

Profesyonel destek almak ister misiniz?

Randevu talebi veya merak ettikleriniz için benimle iletişime geçebilirsiniz.

Sosyal Anksiyete ve BDT: Bir Vaka Üzerinden Yansımalar | Psikolog Necdet Gülnar